Yazar arşivi

18
Şubat

Bal aldatmacasına dikkat!

Yazan: admin  |  Kategori: Sağlık  |  Okunma: 10 views

Bal aldatmacasına dikkat!

Elinizde kumanda televizyonda seyredecek ne var diye bakarken, uydu kanallarının neredeyse tümünde, bazı ulusal kanallarda ve hatta radyolarda bal satışı yapıldığına rastlayabilirsiniz. Bu reklam ve tanıtımların bazılarında tanıdık simalar, üretici firmanın bir elemanıyla hem balın faydalarını hem de elinde bulunan ürünün ne kadar doğal ve kaliteli olduğunu anlatıyor.

Buraya kadar aslında her şey normal görünüyor. Anormal olan durum, ürünün fiyatının anonsuyla ortaya çıkıyor. Balın raf satış fiyatının çok altında bir talepte bulunan firma bunun sebebini, ‘kısa bir süre için, bu program boyunca indirimli‘ veya ‘hemen arayan ilk 20 kişiye‘ olarak ifade ediyor.

Fakat bu satışlar aylardır bu tarz promosyonlarla devam etmekte ve söylenen o ki fiyatlarda bir değişiklik yapılmıyor. Yani ‘kısa bir süre‘ diye duyurulan rakam ürünün satış fiyatı olarak kabul edilebilir. Akşam’ın haberine göre: O zaman ortaya şöyle bir sonuç çıkıyor; ya daha pahalıya satanlar haksız kazanç elde ediyor ya da bu fiyata gerçek bal satmak mümkün değil! İkinci cevabın doğruluğunu internetteki birçok şikayet sitesi ve forumlarda da bu yöntemle satılan ballardan alan tüketicilerin şikayetlerinin fazlalığı kanıtlıyor.

Bu şikayetler ve medyada yer alan haberler neticesinde, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı da bal satışlarını ciddi olarak takip ediyor. Gıda Kontrol Laboratuarlar Daire Başkanlığı, tüm markaları sıkı sıkı incelerken, Daire Başkanı Mehmet Beykaya, Bakanlık tarafından yılda  3-4 kez yapılan bal kontrolünün yaşanan bu olumsuzluklar neticesinde neredeyse her 15 günde bir yapılmaya başlandığını açıkladı. Başkanın bu açıklaması yaşanan endişeleri bir nebze hafifletse de kafalardaki soru işaretlerini tam anlamıyla yok etmeye yetmedi.

Peki, bu konuda uzmanlar ve uzun yıllardır bal sektörünün içinde yer alan köklü firmalar ne düşünüyor? Tema Vakfı bünyesinde faaliyet veren Temarı, ANG Vakfı Arıcılık Danışmanı Ziraat Yüksek Mühendisi Ahmet İnce ve Altıparmak Gıda Pazarlama Direktörü Gürsal Gürarda, bal hakkında merak edilen soruları yanıtladılar.

Bal aromalı şuruplara dikkat

Altıparmak Gıda Pazarlama Direktörü Gürsal Gürarda; balların elde ediliş kaynaklarına göre çiçek balı ve salgı balı olarak, elde ediliş şekillerine göre de petekli bal, süzme bal ve pres balı olarak sınıflandırıldığını belirtiyor. Türkiye’de ve dünyada üretilen balın büyük bir kısmının nektarının çiçeklerden geldiğini ancak bir miktar balın da çiçek olmayan kaynaklardan elde edildiğini söylüyor. Bu şekilde  elde edilen bala da salgı balı deniliyor. Çam balı, ülkemizin dünyaca ünlü salgı balı çeşidi. 

Bal alırken nelere dikkat etmeliyiz?

Bal, tüm diğer gıda maddeleri gibi ambalajına, etiketine dikkat edilerek, içeriğinden seri numarasına, üretici firma bilgilerinden son kullanma tarihine kadar dikkatlice incelenerek satın alınması gereken bir ürün. Bal olmadığı halde bazı ürünler ‘bal aromalı şurup’ adı altında satışa sunulabiliyor. Tüketicilerimize; uzun yıllar içerisinde güvenilirliğini kanıtlamış markalı süzme balları tercih etmelerini öneriyoruz.

Hangi bal neden pahalıdır?

Bal ne kadar pahalıysa, o kadar iyidir‘, düşüncesi de yanlıştır. Gerçek ve sağlıklı bal için fiyatlandırmada bir alt limit olmakla beraber, az bulunurluğa ve pazarlamaya bağlı olarak fiyat bir miktar artış gösterebilir. Öte yandan bal doğal bir ürün olduğu için doğanın kendisinin fiyat üzerinde belirleyici rolü var. Örneğin üretimin çok olduğu dönemde bal fiyatlarında düşme olabiliyor. 

Hangi belgeler alınıyor ve nerelerden?

Tarım Bakanlığı tarafından onay verilmiş firmalardan ve Bakanlıktan alınan sertifikaların olup olmadığına mutlaka dikkat edilmeli. 

Balların kokusu ve tadı neden farklı olabiliyor?

Balların tat, koku ve renkleri, üretim yerlerine ve elde edildikleri bitkilerin cinsine göre değişebilmektedir. Ayrıca aynı yörede ya da aynı bitkiden elde edilen ballarda bile mevsimsel değişiklikler olabilmektedir. Balın içine giren her çiçeğin nektarının kendine özgü tat, koku ve rengi vardır. Tüm bu değişkenlikler tamamen doğal bir ürün olan bala yansımaktadır.

Organik bal üretimi gerekiyor

Temarı ve ANG Vakfı Arıcılık Danışmanı Ziraat Yüksek Mühendisi Ahmet İnci, bal üretiminde yaşanan sıkıntıların birçok nedeni olduğunu ve balın kirlendiğini, bu kirliliğin önüne geçilmesi için mutlaka organik bal üretimine ağırlık verilmesi gerektiğini vurguluyor.

Bal nasıl kirlenir?

Gittikçe kirlenen çevre şartları, arıcıların eğitimsizliği, yanlış koloni dağıtımı, damızlık ana arı yetersizliği, arı sağlığında teşhis ve tedavi yetersizliği, temel peteklerin taşıdığı kimyasallar, ticari şekerlerle besleme yapılarak bal üretimi, GDO’lu şekerlerle bal üretimi, merdiven altında üretilen ve bal diye satılan şeker şurupları ve bal kalite kontrolünün etkin yapılamaması nedenleriyle balda ciddi bir kirlenmeye neden oluyor. Arı kolonilerini früktoz veya sakkaroz gibi ticari şekerlerle beslemeyip, arı hastalıklarında tedavi edici kimyasal madde kullanmadan, organik temel petek, doğal keresteden imal edilmiş boyasız kovanlar ve hijyenik arıcılık ekipmanları kullanarak çevre kirliliği olmayan ormanlar veya meralardaki doğal çiçeklerin nektarlarından üretilen bal temiz, yani organik bal anlamına geliyor.

Türkiye bal ihracatında söz  sahibi mi?

Dünyada 350 bin ton bal ticareti yapılıyor. Fakat Türkiye bu ticaretin içinde yer almıyor. Türkiye’nin bitki örtüsü bal üretimi için uygun ancak arı sayısının çok olmasına rağmen verim ve kalite düşük.

BAL KONUSUNDA BİLİNEN YANLIŞLAR

Petek bal daha mı sağlıklıdır?

Petek bal daha sağlıklıdır, daha doğaldır‘ anlayışı kesinlikle yanlıştır. Petek balmumundan oluşur ve sindirilemez. Ayrıca petekli bal üretiminde daha çok şeker kullanılıyor. Fakat bu yanlış anlayıştan dolayı piyasada alıcı daha çok olduğu için daha yüksek ücretlerde satılıyor. Aslında üretici petek bal alarak bal değil, daha ziyade şeker almış oluyor. Özellikle mısır şekeri kullanılarak üretimi yapılıyor.

Bal bozulur mu?

Bal değişik ısı şartlarında granüle olur. Bu çok doğal bir evredir. Aynen değişen ısıyla suyun buz haline gelmesi gibi. Fakat bal değerini yitirmez ya da bozulmaz. Çünkü balın yüzde 65′i şekerden oluşur, bu yüzden bozulması imkansızdır. Polen taneciklerinin etrafı yoğunlaşır ve granüle olur. Tekrar akışkan hale gelmesini istiyorsanız, 60 dereceyi geçmemek kaydıyla ısıtarak balı akışkan haline getirebilirsiniz. Piyasada çok akışkan halde satılan ballar 5 yüz derece gibi yüksek ısılar kullanılarak şeffaf kalır. Bu işlem sonrasında bal, içindeki değerleri tamamen yitirir. Bu nedenle bal alırken koyu olmasına dikkat ediniz. Çok akışkan olması iyi değildir. 

Çok duyulan bir şey var ‘bala su kaçırmayın bozulur’ doğru mudur?

Balın içine su kaçmasıyla bozulması da söz konusu olmaz. Balın özgül ağırlığı sudan fazladır. Bal ve su bu yüzden birbirine karışmaz. 

Buzdolabında mı saklanmalıdır?

Balı illaki buzdolabında ya da çok serin bir yerde saklamanızın lüzumu yoktur. Oda sıcaklığında muhafaza edilebilir.

Devamını oku »

18
Şubat

Kadınlar sağlıkta sınıfta kaldı

Yazan: admin  |  Kategori: Sağlık  |  Okunma: 10 views

Kadınlar sağlıkta sınıfta kaldı

Yapılan bir araştırmada kadınların yüzde 55.2′sinin amansız hastalık kanserden korunmak için hiçbir önlem almıyor.

Türkiye genelinde 400′ün üzerinde kadınla yapılan bir anket çalışması kadınların sağlıklarına yeteri kadar önem vermediğini gözler önüne serdi. Philips tarafından yaptırılan araştırma kadınların sağlıklı yaşam konusunda şaşırtıcı bir oranda ihmalkar davranabildiklerini ortaya koydu. Anket çalışmasına katılan kadınların yüzde 44′ü kanserden korumak için bir şeyler yaptıklarını belirtirken, geri kalanı da hiçbir önlem almadığını söyledi. Kadınlar kanserden korunmak için sağlıklı beslenme, spor ve sigara içmemeyi önlem olarak gördüklerini ifade etti.

Şaşırtıcı sonuçlar

Kadınların yaklaşık üçte biri jinekoloğa hiç gitmediğini belirttirken, görüşülen kadınların yüzde 42′si bugüne kadar meme kanseri taraması yaptırmak ve kontrol amacıyla bir doktora ya da sağlık kurumuna gittiğini iletti. Meme kanseri taraması için en sık uygulandığı belirtilen teşhis yöntemi doktor muayenesi olarak görülüyor. Kadınların yüzde 38′i ilk mamografi çekimi için önerilen yaşı bilmediğini söyledi, görüşülen kişilerin yüzde 78′inin düzenli olarak mamografi çektirmenin meme kanseri teşhisinde önemli olduğunun farkında olduğu görüldü. Meme kanserinde erken teşhisin önemine yönelik farkındalık oranı yüzde 85 çıktı. Kadınlar kanser teşhisi konulması durumunda bunu ilk eşleriyle paylaşacaklarını belirtirken, meme kanseri konusundaki etkili bilgi kaynakları listesinde ilk sırada televizyon programları yer alıyor. Kadınların yüzde 20′si ise meme kanseri hakkında bilgi almadıklarını belirtti.

İki katına çıktı

Türk Philips CEO’su ve Philips Sağlık Türkiye Genel Müdürü Willem Rozenberg, Türkiye’de meme kanseri vakalarının son 20 yılda iki katın üzerine çıktığına dikkat çekerek, “Türkiye’de meme kanseri Türkiye’deki kadınlarda görülen bütün kanser türlerinin yüzde 23′ünü oluşturuyor. Bütün meme kanserlerinin yüzde 3′ü, 35 yaş altı kadınlarda görülüyor. Araştırma sonuçlarına göre görüşülen kadınların yüzde 41′i kendilerine veya bir akrabalarına önceden meme kanseri tanısı konulduğunu, yüzde 20′si meme kanseri hakkında bilgi almadığını söylüyor. Bu sonuçlara ve gerçeklere baktığımızda geleceğe yönelik büyük bir sorumlulukla karşı karşıyayız” dedi.

Devamını oku »

18
Şubat

Ekmeğe dokunmak yasak!

Yazan: admin  |  Kategori: Sağlık  |  Okunma: 8 views

Ekmeğe dokunmak yasak!

 Türkiye Fırıncılar Federasyonu Genel Başkanı Halil İbrahim Balcı, ekmeğin nasıl taşınması gerektiğini de kapsayan Türk Gıda Kodeksi Ekmek ve Ekmek Çeşitleri Tebliğine göre, ekmeklerin satış yerlerinde vatandaşların elleyemeyeceği yerlerde muhafaza edileceğini bildirdi.

Balcı, yaptığı açıklamada, geçen ay yürürlüğe giren, bir çok hükmü 4 Şubat’tan itibaren uygulamaya konulan Türk Gıda Kodeksi Ekmek ve Ekmek Çeşitleri Tebliğiyle halk sağlığı açısından önemli değişiklikler olduğunu söyledi.

Belediyeler ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlükleri ekiplerinin tebliğle birlikte ekmek satış noktalarında kaldırımda ekmek satış dolaplarının bulunmamasını temin edeceğine işaret eden Balcı, ”Ekmek satış yerlerinde de ekmekler vatandaşların elleyemeyeceği yerde muhafaza edilecek. Biz fırıncılar ne kadar sağlıklı ortamda ekmek üretirsek üretelim, ekmeği elle ulaşılamayacak yere koymadığımız takdirde vatandaşın sofrasına sağlıklı sunamayız” diye konuştu.

Söz konusu tebliğin dağıtım aşamasına gelen ekmeğin nasıl taşınmasını da kapsadığını belirten Balcı, halkın temel gıdası olan ekmek konusunda vatandaşın sağlığını doğrudan ilgilendiren konularda çok önemli uygulamaları kapsadığını kaydetti.

Halkın sağlıklı ekmek tüketmesi açısından az tuzlu, daha kepekli, iyi pişmiş, randımanlı undan yapılan ve kül oranı 65 olan ekmek yapılacağına dikkati çeken Balcı, şöyle konuştu:
Fırıncı esnafının tebliği uygulamasından memnunuz. Halkımıza sağlıklı ve hijyenik ortamda üretimini gerçekleştirdiğimiz ekmeği, kaliteli şekilde sunmak birinci önceliğimizdir. Bu tebliğ, fırında çalışan ustalarımızın, tezgahtarlarımızın ve dağıtım elemanlarımızın Bakanlık ve federasyonumuzun işbirliği ile düzenleyeceği hijyen eğitim kurslarından belge alma zorunluluğu içermektedir.

EKMEK FİYATLARI

Halil İbrahim Balcı, fırıncılar olarak en son gündeme aldıkları konunun fiyat olduğunu savunarak, çok zor durumda kalmadıkları takdirde ekmek fiyatlarını değiştirmediklerini dile getirdi.

Ekmeğin 250 grama düşmesi ile birlikte kamuoyunda ”fiyat sabit kalacak” diye yanlış bir algılamanın oluştuğunu vurgulayan Balcı, şöyle devam etti:
Türkiye genelinde ekmeğin kilogram fiyatı 2 lira 85 kuruş ile 3 lira arasında değişiyor. Gramın düşmesiyle fiyat aynı kalacaktır. Bu tebliğ gizli bir zammı içermemektedir. Ama demek değildir ki, bu tebliğden sonra ekmeğin fiyatı değişmeyecektir. Ülke genelinde yaklaşık 20 aydır ekmeğin fiyatı değişmedi. Ekmeğin fiyatına ilerideki aylarda zam belki olabilir ama bugün gündemimizde ekmeğin kilogram fiyatının 3 liranın üzerinde olması yoktur.

Türkiye’de üretilen 82 milyon ekmeğin 77 milyonunun tüketildiğine, her gün 5 milyon ekmeğin israf edildiğine dikkati çeken Balcı, söz konusu durumun Türkiye ekonomisi için büyük kayıp olduğunu söyledi.

Balcı, israfın temel gıda olan ekmekte yaşanmasını büyük bir sorun olarak gördüklerini vurgulayarak, ”Dünyada birçok insan açlıktan ölürken ülkemizde bu kadar israf olması düşürücüdür” dedi.

İsrafı önleme konusunda da bazı çalışmalar yaptıklarını, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile ekmeğin israf edilmemesi konusunda kampanyalar düzenleyeceklerini ifade eden Balcı, ”Her zaman tüketeceğimiz kadar ekmek alalım. Aldığımız ekmeği tüketelim. Bir gün sonraya kalan ekmeği ‘bayatladı’ diye israf etmeyelim, onu bir şekilde değerlendirelim. Geçmiş yıllardan gelen fazla ekmek alma alışkanlığımızı devam ettirmeyi bırakalım. Artık 24 saat açık ekmek satış yerlerimiz var. Tüketici tüketebileceği kadar ekmek almalı” diye konuştu.

Devamını oku »

18
Şubat

Erkekler de meme kanseri olabilir!

Yazan: admin  |  Kategori: Sağlık  |  Okunma: 7 views

Erkekler de meme kanseri olabilir!

Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Emine Akyazıcı, meme kanserinin her 100 kadına karşılık sadece 1 erkekte de meme kanseri görüldüğünü söyledi.

Türk Kızılayı Samsun Kadın Kolları Başkanlığının Gazi Sahnesi’nde düzenlediği bayanlarda görülen kanser türleri hakkında konuşmacı olarak katılan Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Emine Akyazıcı, meme kanseri hakkında bilgiler verdi. Akyazıcı, “Meme kanseri dünyada kadınlarda en sık görülen ve en sık ölümüne sebep olan kanser türüdür. Bunun için önlenmesi ve erken teşhis edilmesi çok önemlidir. Meme kanserine bağlı bazı risk faktörleri var. Cinsiyet olarak meme kanseri kadın cinsiyeti için büyük bir risk faktörüdür. Her 100 kadına karşılık sadece 1 erkekte meme kanseri görülebiliyor. Yaş arttıkça meme kanseri olma riskimiz daha çok artıyor. Her 8 kadından 1 tanesi meme kanserine yakalanıyor. Eğer adeti yaşına göre erken olursa, gebeliği 30 yaşın üstünde geç yaşlarda yaşarsa, 55 yaşın üstünde menopoza girersek, kısa süreli emzirirsek meme kanserine daha çok yakalanma riskimiz var. Annesinde ve kız kardeşinde meme kanseri olanlarda daha fazla görülüyor. Meme kanseri erken teşhis edildiğinde yüzde 90 oranında tedavi edilme şansına sahiptir” dedi.

Kadın kanserleri ile ilgili genel bilgiler veren Dr. Akyazıcı, “Kanser önlenebilir bir hastalıktır. Kanserin görülme sıklığı giderek artıyor. Kanser kalp hastalıklarından sonra en önemli ölüm nedenidir. Fakat bu hızla artmaya devam ederse gelecekte birinci ölüm nedeni olarak kanser karşımıza çıkacak. Kadınlarda en sık görülen kanserler meme kanseri, rahim ağzı kanseri, yumurtalık kanseri ve rahim kanseridir. Kanser insan vücudunu oluşturan hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Kanser tedavi edilmezse mutlaka ölümcül oluyor. Her gün dünyada 10 milyon kişi kanserden etkileniyor. Eğer kanser önlenemezse Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 2020 yılında 17 milyon, 2050 yılında ise her yıl 24 milyon insan kanserden etkileneceği tahmin ediyorlar” diye konuştu.

Kanserlerin en önemli nedeninin sigara olduğunun altını çizen Akyazıcı, “Kanser aynı zamanda aşırı alkol tüketimi, dengesiz beslenme, hareketsiz yaşam, çevre kirliliği, radyasyon ve şişmanlıkta en önemli nedenlerindendir. Kanserden egzersiz yaparak, sigara içmeyerek ve beslenmemize dikkat ederek büyük oranda önleyebiliyoruz. 1960 ve 1980 yılları arasında yapılmış çalışmalarda sigara tüketim hızı dünyanın nüfus artış hızından daha fazla ve yılda yüzde 2.1 oranında sigaranın artış tüketim hızı var. Sigarakansere bağlı ölümlerin yüzde 30′undan sorumludur. Akciğer kanserlerinin yüzde 85′i sigaraya bağlıdır. Bir çalışmaya göre pasif sigara içiminin de akciğer kanseri riskini yüzde 25 arttırdığı bulunmuştur. Günde 1 paket sigara için kişilerin içmeyenlere oranla 10 kat daha fazla akciğer kanserine yakalanma riski bulunmaktadır. Günde 5 sigaradan fazla içersek ölüm riskimiz artıyor. İçilen sigara miktarı arttıkça da ölüm riskimiz artıyor. Orta yaşlarda ölenlerin arasında sigara içenlerin sayısı içmeyenlere göre 2 kat daha fazladır. Kanserlerin yaklaşık yüzde 80-90′ı çevresel ve davranış faktörleri tarafından meydana gelir ve önlenebilme potansiyeli vardır. Kalıtım yoluyla kanser meydana gelme olasılığı çevresel faktörlere oranla çok daha azdır” şeklinde konuştu.

Devamını oku »

18
Şubat

Midenizin içini hiç gördünüz mü?

Yazan: admin  |  Kategori: Sağlık  |  Okunma: 6 views

Midenizin içini hiç gördünüz mü?

Bilim insanı Stefani Bardin yiyeceklerin midedeki sindirim sürecini incelemek için ilaç kapsüllerinin içine LED kamera koydu ve bu ‘sindirim yolculuğu’nu Internette yayınladı.

Uluslararası fikir paylaşım organizasyon şirketi TED Manhattan çalışanlarından Stefani Bardin geliştirdiği ‘akıllı hap’ projesi kapsamında sindirim sürecinde midenin aktivitesini gözler önüne seren görüntülerin yer aldığı bir video çekti.

Bardin projesi için içinde LED kamera gizli ilaç kapsüller kullandı. İşlenmiş ve doğal gıda alan iki kişinin yemek sırasında midesine indirdiği kamera eş zamanlı olarak izleyiciye yemeğin midedeki sindiriminin nasıl gerçekleştiğini gösteriyor.

Şekerleme, enerji içeceği gibi maddeler saatler geçse bile sindirilemezken ev yapımı makarna ve sebze yemekleri midenin doğal sindirim sürecinde rahatlıkla eriyor.
 


Devamını oku »

18
Şubat

HIV’in üstesinden gelecek buluş!

Yazan: admin  |  Kategori: Sağlık  |  Okunma: 7 views

HIV'in üstesinden gelecek buluş!

Bulunan molekülün, AIDS’e neden olan HIV virüsü ve kanser gibi genetik hastalıkların önüne geçilmesinde devrim niteliği taşıdığı belirtildi.

Bilim insanları, yapılan keşfin, bir gün hatalı DNA’ların tedavi edilmesinde rol oynayacak ilaçlar üretilmesinde kullanılabileceğini düşünüyor.Teksas üniversitesi kimyageri ve biyokimya uzmanı Brent Iverson, “Eğer DNA’yı sarmal şeklinde bir merdiven olarak düşünürseniz, ürettiğimiz molekülü ileride merdivendeki basamakların arasına sokabileceğiz” dedi.

Iverson, amaçlarının DNA zincirinceki spesifik bir gen dizisini aktif hale getirmek veya onu devre dışı bırakmak olarak belirtirken, şu örneği verdi: “HIV virüsünü ele alalım. HIV virüsünün canlılarda kalıtımı sağlayan genetik birimler olan kromozom üzerinde nerede bulunduğunu tespit etmek için ürettiğimiz molekülü kullanmak istiyoruz… Günümüzde HIV virüsünü ilaçlarla tedavi etmeye çalışıyoruz. Ancak HIV, DNA’daki varlığını sürdürüyor. Üretttiğiniz molekül, HIV virüsünü sessizce takip ederek onu kaynağında etkisiz hale getirebilir.

HALA AŞILMASI GEREKEN ENGELLER VAR
Meslektaşlarıyla yaptığı çalışmanın sonuçları Eylül ayında Nature Chemistry dergisinde yayımlanan Iverson, devrim niteliğindeki gelişmeye rağmen, önlerinde hala aşılması gereken birçok engel olduğunu söyledi.Sentezlenen molekülün doğrultusunda üretilecek ilaçların, hücrelerin içine girebilmesi ve organizmalardaki tüm genetik bilgiyi barındıran genom içindeki spesifik DNA dizisini bulması gerekecek. Molekül bir sonraki aşamada, hatalı DNA dizisini tedavi etmesi için gereken süre boyunca spesifik dizine bağlı kalmak zorunda.

Iverson, “DNA’nın bir ilaç için spesifik bir hedef olabileceğini düşünmek zor. Ancak bilim dünyasına bunun gerçekleşebileceğini göstereceğiz” dedi.

SENTEZLEME İŞLEMİ NASIL YAPILDI
Iverson ve ekibi, DNA dizilerine bağlanabilen molekülü sentezlemek için 10 yıldan uzun bir süredir üzerinde çalıştıkları naphthalenetetracarboxylic diimide (NDI) molekülünü temel aldı.

Çalışmada yer alan Amy Smith, “NDI birimlerini küçük parçalara böldük… Parçalar üzerinde yaptığımız reaksiyonlarla onların büyümesini sağladık ve istediğimiz düzende bir araya getirdik. Ardından ortaya çıkan parçaları bölerek istediğimiz molekülü elde ettik” ifadesini kullandı.

Smith, NDI molekülüne ait parçalar üzerinde son derece kolay çalışabildiklerini belirterek, “DNA dizinlerine daha uzun süre bağlı kalacak ve biyolojik anlamda etkin olacak moleküller üretebileceklerini” söyledi. Araştırmacılar, bir legonun parçalarını bir araya getirmeye benzettikleri genetik işlemin, ileride tıp dünyasına büyük katkılar sağlamasını bekliyor.

Devamını oku »

18
Şubat

Sigara yasağı, sigarayı bıraktırıyor mu?

Yazan: admin  |  Kategori: Sağlık  |  Okunma: 6 views

Sigara yasağı, sigarayı bıraktırıyor mu?

Sigara içmenin işyerleri ve halka açık alanlarda yasaklanmasının, evde sigara içme isteğinin artmasına yol açmadığı belirlendi.”Tobacco Control” adlı dergide yayımlanan araştırma, yasağın sigara içme isteğini azaltabileceğini gösterdi.

İrlanda, Fransa, Almanya ve İngiltere’de halka açık alanlarda sigara içmenin yasaklamasından önce ve sonra, 5 binden fazla kişinin katıldığı araştırmada, yasağın uygulamaya geçmesinden sonra evde sigara içenlerin sayısının azaldığı belirtildi.

Almanya’daki Heidelberg kanser araştırma merkezi tarafından yapılan araştırma sonuçları, “kamuya açık alanlarda sigaranın yasaklanmasının evde sigara içme isteğini artırabileceği” fikrini çürütmüş oldu.

Ancak araştırmada, yasaktan önce sigara içenlerin çoğunun zaten balkon gibi, evin bazı yerlerinde sigara içtiği, “evdeki kısıtlamaların” daha çok sigarayı bırakmak isteyenler, yeni çocuk sahibi olanlar ya da lokanta veya barlarda sigara yasağından yana olanlar tarafından daha çok “kabullenildiği” de bildirildi.

Araştırmaya imza atanlar, kamuya açık alanlarda sigaranın yasaklanmasının, tiryakilerin evlerinde sigara içmemesini sağlayabileceğine de dikkati çektiler.

Devamını oku »

internetsitesilinkleri.com