BlackBerry odaklı bir web sitesi olan Crackberry, adının BlackBerry London olduğu söylenen yeni bir telefonun basın görselini yayınladı. BlackBerry akıllı telefonları, içinde bulunduğu zor durumdan kurtarması için son bir umut gibi görünen BlackBerry 10 işletim sistemini kullanan London, fotoğraflardan da anlaşılabileceği üzere alışılmış BlackBerry çizgisinden hayli uzak bir tasarıma sahip. Tam Q klavye yerine ön yüzde tamamen dokunmatik ekran kullanılmış ve geniş ekranlı yapısı daraltılmış ve uzatılmış. Bu da London’ın Android’li telefonlara benzemesine yol açmış.
Yazılım ve donanım anlamında zengin olduğu belirtilen telefonda TI OMAP5 veya Qualcomm imzalı çip ve 1,5 GHz’lik çift çekirdekli bir işlemci bulunması bekleniyor. Telefonun BlackBerry 10 ile gelecek olması, piyasaya çıkışının yılın ilerleyen dönemlerine kalmasına neden olacağı söyleniyor. Bakalım RIM yeni tasarım anlayışıyle üretilen ve yeni işletim sistemine sahip London ile oyunu değiştirmeyi başarabilecek mi.
Öncelikle belirtelim, bu bilginin kaynağı NASA veya MIT değil, yani doğruluğu tartışılır. 11mark adlı pazarlama ajansı tarafından yaptırılan araştırmaya göre, Amerikalıların yaklaşık 4′te 3′ü zaman zaman telefonlarını tuvaletteyken kullandıklarını söylüyor. Araştırmaya katılan erkeklerin yüzde 74′ü, kadınların ise yüzde 76′sı bunu yaptıklarını kabul ediyor. Bu da, cinsiyetler arasındaki farkın beklenenin çok daha altında olduğunu gösteriyor. Bilimsel olmaktan uzak verilere bakılırsa, Android kullanıcılarının yüzde 87′si tuvalette telefonlarıyla zaman geçiriyor. Bu oran BlackBerry kullanıcılarında yüzde 84, iPhone kullanıcılarında ise yüzde 77′ye iniyor.
Oyun, internet vs. haricinde tuvalette telefonla konuşmada ise BlackBerry kullanıcıları ilk sırada geliyor. Araştırmaya göre BlackBerry kullanıcılarının yüzde 75′i, Android kulanıcılarının yüzde 67′si, iPhone kullanıcılarının ise yüzde 60′ı tuvalette telefonlarıyla konuştuklarını söylüyor.
Her ne kadar araştırmanın yapıldığı ülke Amerika olsa da bu konuyla ilgili analiz ve yorumlarınızı bekliyoruz.
Başta James Bond serisi olmak üzere birçok casusluk filminde bu lafı duymuşsunuzdur. Artık bunu söyleyen kişi siz olabilirsiniz. Bir zamanlar Drop.io’nun yazılım departmanının başındaki isim Jacob Robins, tam da sözünü ettiğimiz işe yarayan basit bir web sitesiyle karşımızda. Burn Note adını kendi kendine silinen mesajlaryaratmanızı sağlıyor. Site üzerinde yazdığınız mesaja “gönder” dediğinizde karşınıza kısaltılmış bir link geliyor. Bu linki istediğiniz kişiyle paylaşabiliyorsunuz. O kişi mesajı açtığı anda, ekranın bir köşesinde sizin belirlediğiniz bir süre geri saymaya başlıyor. Sürenin sonunda da mesaj tamamıyla siliniyor.
Zaman sınırlamasının yanında yazdığınız mesajlara şifre de koyabiliyorsunuz. Yazdığınız metnin kopylanmasına izin verebileceğiniz gibi, yalnızca okunabilen versiyonlardan birini de tercih edebiliyorsunuz. Mesajı bir delikten bakarmış gibi okutan Keyhole bizim favorimiz. Yazılan mesajların tam anlamıyla silinmediği, ilerideki çeşitli araştırmalar için anonim olarak bir MySQL veritabanı içinde şifreli olarak saklandığı siteyi önemli iş yazışmaları için kullanmanızı tavsiye etmiyoruz tabii ki.
Attığınız tweet’lerle Twitter‘da fenomen olmayı başaramadıysanız bunu yazım şeklinizle yapmaya ne dersiniz? Sözünü ettiğimiz herhangi bir Twitter uygulaması veya bilgisayar, akıllı telefon benzeri cihaz değil. Fenomenliğin yolu, telgraftan daha doğrusu mors alfabesinden geçiyor. Tworse Key adını taşıyan cihaz, eski teknolojiyi günümüze uyarlıyor ve mors alfabesi kullanarak tweet atmaya imkan veriyor. Üzerinde Arduino Ethernet kartı bulunan cihaz, biraz da kod desteği sayesinde, mors alfabesiyle girdiğiniz mesajları otomatik olarak Twitter hesabınıza gönderiyor. Tabii bunu yapabilmek için Twitter API’sini kullanıyor.
Tworse Key, yalnızca teknolojisiyle değil görünümüyle de nostaljik hisler uyandırmayı başarıyor. Hem cihazın kendisi hem de kumaş kaplı etherhet kablosu gerçekten çok güzel görünüyor. Kullanacağımızdan değil ama bilgisayarın yanında güzel bir aksesuar olurdu herhalde. Bariz gibi ama yine de belirtelim, şu aşamada Twors Key’in seri üretimine yönelik bir girişim bulunmuyor.
Dört bir yandan mali raporlarının geldiği şu dönemde, Sony de 2011′in 3′üncü çeyreğine ilişkin mali durumunu gösteren raporunu açıkladı. Tahmin edildiği gibi tablo pek iç açıcı değil, ciddi kan kaybı devam ediyor. Firma, çeyrek yıl içinde 23,37 milyar dolarlık gelir elde etmesine rağmen 1,2 milyar dolarlık operasyonel zarar, toplamda ise 2 milyar dolar zarar ettiğini duyurdu. 23,37 milyar dolarlık gelirin, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 17,4 daha az olduğunu da belirtelim. Sony’nin tüketici ürünlerinin satışında, geçtiğimiz yıla göre yüzde 24′lük bir düşüş söz konusu. Bunun en önemli nedeni de Sony’nin televizyon departmanındaki performans düşüklüğü. Bloomberg, Sony’nin mart ayında açıklayacağı yıllık zararın 2,9 milyar dolar seviyesinde olmasını öngörüyor. Bu, Sony’nin yaptığı 1,2 milyar dolarlık zarar tahmininin iki katından fazla artması manasına geliyor.
Sony’ye göre zararın gerekçesi Tayland’daki sel, gelişmiş ülkelerin ekonomilerindeki dengesizlikler ve Japon yeniyle diğer para birimleri arasındaki kur farkı. Aynı zamanda ortak LCD girişimindeki hisselerin tamamen Samsung’a satılması ve Sony Ericsson’ın artık yalnızca Sony olarak yoluna devam etmesi için yapılan hisse alımlarından kaynaklı vergilerin de zararda etkileri olduğu belirtiliyor.
Nikon, dün birçok yeni makineyle birlikte, 42x optik zoom kapasiteli 24-1000 mm’lik lense sahip P510 modelinin de duyurusunu yaptı. P510, bu özelliğiyle kompakt fotoğraf makineleri arasında en yüksek zoom’lu makine unvanına ele geçirdi. Nikon P500′ün üstüne gelen makine, 36x zoom’lu bu modelin ve rakip Canon’un 35x zoom’lu PowerShot SX40 HS modelinin zoom kapasitesini ezmiş oldu.
P510 yalnızca zoom’undan ibaret değil tabii ki. Makine üzerinde 921.000 piksellik hareketli 3 inç büyüklüğünde bir ekran bulunuyor. Bu ekranda, stereo ses desteğiyle çektiğiniz 1080p’lik videoları izleyebiliyorsunuz. 16.1 megapiksel BSI CMOS sensörlü makinenin NIKKOR lensi maksimim f/1.8 diyafram aralığı sunuyor. Hİ1 (ISO 6400) ve Hi2 (ISO 12800, monochrome) seçeneklerinde yapılan çekimlerde ISO değeri 100 ile 3200 arasında belirlenebiliyor. Çekilen fotoğraflara konum bilgisi eklenebilmesini sağlayan dahili GPS de P510′da yer alıyor. Siyah ve kırmızı renk seçeneklerine sahip makine, 430 dolar fiyatla bu ay içinde Amerika’da satılmaya başlıyor.
Farklı ülkelerin yasaları, Twitter kullanıcılarının başına dert açmaya devam ediyor. Son olarak 24 yaşındaki Güney Koreli bir genç, Kuzey Kore hükümeti tarafından gönderilen bir tweet’i retweet ettiği için 7 yıl hapis cezasıyla karşı karşıya kaldı. Uluslararsı Af Örgütü, yayınladığı bildiriyle, yaklaşık 1 aydır tutuklu bulunan gencin salıverilmesini istedi. AFP‘nin haberine göre Park Jeong-Geun adlı genç, Kuzey Kore’nin resmi Twitter hesabı üzerinden gönderilen “Çok yaşa General Kim Jong-Il” tweet’ini retweet’lediği için düşmana yardımla suçlandı ve 7 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanıyor.
Kuzey Kore’nin halkına uyguladığı baskıcı rejimi her daim eleştiren Güney Kore Sosyalist Partisi’nin mensubu olan Park, tweet’i Kim Jong-Il’i yüceltmek için değil, onunla dalga geçmek için retweet’lediğini söylese de geçen süre içinde yetkilileri inandıramadı. Güney Kore’de yürürlükte olan Ulusal Güvenlik Yasası çerçevesinde 11 Ocak’ta tutuklanan genç için yapılan UAÖ açıklamasında, ortadaki durumun ulusal güvenlik sorunu olarak değil, alaycılığın anlaşılamaması olarak yorumlanması gerekir, denildi. Bir kişiyi görüşlerini barışçıl bir yolla açıkladığı için tutuklamanın uluslararası bir suç olduğununun söylendiği açıklamada, Park Jeong-Geun’a yöneltilen suçlamaların saçmalıktan ibaret olduğunu ve derhal düşürülmesi gerektiğini berlirtti.